Prof.Dr.Hüseyin ALTUNBAŞ – Metropol Türkiye Röportajı

PAYLAŞ

“TÜRKİYE’DEKİ ŞEHİRLERİN TÜMÜ TEPEDEN TIRNAĞA İLETİŞİMLE YIKANMALIDIR.”

– Hocam iletişim neden önemli?
İletişim, ilişki kurmayı, tanınmayı ve kişilerin benliğini geliştirmeyi sağlayan çok etkili bir güç. Bu güç özellikle güçlü olanları daha da güçlü hale getirir. Şayet gücünüz yoksa bu iletişim gücünün de farkında olmazsınız. İletişim insanlara ve kurumlara çok ciddi anlamda ruh katar. Ruhsuz insanın iletişim gücü de yoktur. Kurumlar ve şirketlerin de eğer hedef kitlesiyle buluşamama sorunu varsa kesinlikle orada iletişim sorunu vardır. İletişime gereken önemi vermiyorsa firmalar er ya da geç güçsüz kalırlar ve ölmeye doğru hızla yol alırlar.

– Türkiye’de iletişimi nasıl görüyorsunuz?
Türkiye iletişim konusunda son yıllarda ciddi ivme kazandı. Aslında dünyadaki gelişmelere kayıtsız kalamadığı için gelişme gösterdi diyebiliriz. İletişim teknolojileri bu gelişimi zorladı bir nevi. Özünde iletişime yatkınlığın gelişmesi lazım aslına bakılırsa. Özünde iletişime dönük değiliz Türkiye olarak. Her olaya iletişim gözüyle baktığımızda çok eksiğimizin olduğunu söyleyebiliriz. Bakıyorsunuz kaynağı belli olmayan işler, mesajı etkisiz işler, geri dönüşü düşünülmemiş işler, yanlış aracı seçilmiş işler, iletişimi özüyle ele almadığımızı gösteriyor. Yani iletişim ileti göndermek değildir. Öncesini ve sonrasını da düşünerek ileti gönderebilmektir. O zaman gönderilen ileti, iletişimin yaratıcısı olabiliyor. Maalesef biz bu konularda yalap şap geçiştirmeci bir yaklaşım içerisindeyiz.

– Markalaşma ile iletişimi nasıl değerlendirirsiniz?
Markalaşma ve iletişim birbirinin tamamlayıcısı. İletişim kuramazsanız marka olamazsınız. Bu yüzden Türkiye’de marka konusunda can çekişiyoruz. Aslında iyi ürün üretiyoruz ancak bunları iletişimsiz bıraktığımız için ürünlerimiz nefes alamayıp ölüyorlar. İletişime yatırım gözüyle bakmıyoruz. Ürün üretmek için ciddi yatırımlara, ciddi bütçeler ayırıyoruz ama iletişimi kafamıza göre verdiğimiz bir iki reklamla geçiştiriyoruz. Milyon dolarlar yatırılıyor ama iletişim denince para bitti denilmesi yaygın bir hastalığımız. Bundan kurtulmadığımız sürece bizden marka çıkmaz. Firmalarımız ölür aynı ölü ruh, başka bir işkolunda reenkarnasyonla hayata döner ama o da tekrar ölür. Bu kısır döngüden çıkmadığımız sürece marka liginde olamayız marka çöplüğünde oluruz. Bu iş bu kadar net.

– Şehir pazarlaması üzerine çalışmalarınız var. Türkiye’de belediyeler şehirlerini nasıl pazarlamalılar sizce?
Türkiye’deki şehirlerimizdeki zenginlik inanılmaz boyutta. Dünyada örneği olmayan değerlere sahibiz. Ama bunu iletişim diline çeviremiyoruz. Belediyelerimiz iletişime çok yatırım yapmıyorlar. Tüm belediye çalışanlarının öncelikle sıkı iletişim eğitimlerine alınmalarının şart olduğunu düşünüyorum. Bir atımlık eğitimleri kastetmiyorum. Sürece bağlanmalı. Çünkü belediye binasındaki en gerideki çalışanların bile ciddi iletişim bilmesi gerekiyor. Ben vatandaşla temas etmiyorum demeden buna dahil edilmesi gerekiyor. Çünkü o belediye binası zaten tüm beklentilerin toplandığı bir yer. Orada çalışan herkese vatandaşın algısı ortaktır. Oradan haberi vatandaş tanıdığı o çalışanlardan alacak. Onlardaki zerre kötü iletişim parçacığı hastalığı tetikleyebilecektir. Sadece başkana odaklı bir iletişim anlayışı var Türkiye’de. Başkan iyi iletişim kursun diğerleri onu paramparça etsin. Başkan onun paramparça edildiğini de öğrenemesin ama. Yani başkanlar çok yoğun, çok ulaşılmaz olunca makbuldür oluyor. Bunun aksini yapan başarılı başkanlar var ama ben genel algının böyle olduğunu görüyorum. Başkan odaklı anlayıştan belediye kurumsal iletişim anlayışına geçmek için de belediye çalışanlarının bu işe el atması lazım. Evet efendimciler, tamam efendimciler, sadece iyi gün tavırları sergilerler. Şehir pazarlamasının yapılabilmesi için şehrin tüm bireylerinin bu bilince yönelik bilinçlendirilmesi gerekir. Bunun temeli de belediyedeki tüm çalışanlar, daire başkanları çözüm odaklı, iletişim odaklı hale getirilmelidirler.

– Belediyelerin iletişimi özellikle sosyal medyanın etkisiyle nasıl değişti?
Belediyelerin temel hizmet alanlarını sosyal medyadan hızlıca paylaşmak, geleneksel medya üzerinden yapılan iletişim sürecini değiştirdi. Medyaya gönderilen basın bültenleri çöpe gitti. Basın bültenleri sosyal medya araçlarında artık. Medya mensupları da sosyal medya araçlarını takip ederek belediyeden bilgi alıyorlar. Belediyelerin sosyal medya ekipleri işin hem iç yüzünü hem dışarıya taşınan yönünü bilmek zorundalar. Sosyal medya ekibi sadece bana verilen haberi oraya koydum diyemeyecek kadar ciddi iş yapıyorlar. Oraya hevesli gençler yerine belediye işini bilen, belediyeciliği bilen, iletişimi bilen ve belediyedeki her departmana anında ulaşabilecek yetki ve sorumlulukta insanlar oturtulmalı. Belediyelerin sosyal medya iletişim anlayışları onları toplumun gözünde rezil de eder vezir de. Bu artık anlık olabilir. İletişimi bilmeyen belediyeler sosyal medya hesaplarını özel gün kutlamaları ve yol yaptık, bahçe yaptık haberleriyle doldururlar. Bu kafayı kuma gömme anlayışıdır. Bu rutin süreç tabii ki olacak ama vatandaşların algılarına hizmet edecek, diğer belediyelerden farklılaştıracak ve daha fazla ziyaretçi çekecek anlayışı da oraya koymalılar.

– Siz Türkiye’de hangi belediyelerin bu konuda öne çıktığını düşünüyorsunuz?
Şöyle ifade etmek lazım. Türkiye’de zaten büyüklük, yaşanabilir olmak açısından İstanbul, Ankara ve İzmir ilk 3 sırayı alıyor. Ancak bunlar şehir pazarlamasız bu sırayı alıyor. Bence bu şehirlerin de şehir pazarlama yapması lazım ki dünyadaki rekabetten pay alabilsinler. Dünyaya taşındığında olay sadece İstanbul üzerine gidiyor. İstanbul dışında bilinen ilimizin olmaması bizi düşündürtmeli. Diğer iller arasında Eskişehir başkan odaklı bir iletişim anlayışı ile tüm illerin üzerinde bir noktaya taşınmış görünüyor. Burada sayın Yılmaz Büyükerşen hocanın bireysel başarısı olduğunu hepimiz görüyoruz. Başkan odaklı demekteki kastım da ondan. Yılmaz hocanın vizyonu bulaşıcı olarak diğer şehirlere yansırsa yarış olur. Ben şehir pazarlama yarışının sadece evraklarda olduğunu düşünüyorum. İcraatlarda ve projelerde bu yarış yok. Devletin kaynaklarından en fazla pay alma yarışı olarak görülüyor gibi şehir pazarlaması. Bu yanlış önce kaynak değil önce şehir pazarlaması projeleri ve icraatları. Bu da şehir pazarlama stratejisi ile olur. Bir üst akıl o şehrin stratejisini çizmeli. Ne söyleyeceğini, nerede ve nasıl söyleyeceğini belirlemeli. Yalap şap yapılan tanıtım filmleriyle bu pazarlama olmaz. Teknik olarak güzel gibi görünün filmler, kimseye bir şey söylemeyen filmler yapılıyor. Drone kullanılarak çekilince biz o şehri güzel iletişim kurdurduk diye düşünülüyor. Bu anlayış çok yanlış bir anlayış. Hedef kitlesi belli olmayan sadece görüntü geçişleriyle doldurulmuş sayısız tanıtım filmini kim hatırlıyor. Maalesef belediye tanıtım filmi çöplüğündeler hepsi.

– Siz İletişim Fakültesinde Profesörsünüz. Belediyelere bunları anlatma öğretme şansınız olmadı mı?
Belediyelerin bizim öğrencilerimizi daha fazla istihdam etmesi lazım. İletişim Fakültelerimiz çoğaldı. İyi eğitim almış iletişimcilere yönelmeleri bu anlattığım mantığı zamanla uygulamalarını sağlar. Ara sıra dışarıdan hizmet almak tabii önemli ama bence öncelikle kendi personellerinin iletişimi bilmesi şart. İstihdam edilen iletişimciler tüm personele bunu öğretmeliler. Konuşmayı, beden dilini kullanmayı, telefonda iletişim kurmayı, sorunları çözmeyi, takip etmeyi, vatandaşla ilişki kurma gibi bu mantıktan türeyen eğitimleri sürekli vermeliler. Ancak şehir bu sayede sorun çözme odaklı esnek bilince sahip olabilir. Aksi takdir sorun çıktığında ya bağıran ya da sümen altı eden bir anlayış hakim olur.

– Şehirleri siz belediyelerin mi pazarlaması lazım diyorsunuz?
Kesinlikle. Valilikler vizyon veren yerler olmalılar. Ancak kesinlikle akıl verici pozisyonda olmalılar. Kontrol edici konumda olmalılar. Bu engelleyici olmamalı ama. Çünkü bizde kontrol edici engelleyici de olabiliyor. Türkiye’de valiliklerin bizzat işin içine girip logo veya tanıtım filmi yaptırdıklarına da şahit oluyoruz. Bu yanlış. Valiler bu yönde işler üretmemeliler. Çünkü yaptıklarının yanlış olduğunu görüyoruz. Kullanılmayan logolar kullanılmayan filmler. Belediye icracı olduğu için belediyelerin öncü olduğu diğer şehir yöneticilerinin dahil olduğu pazarlama kurulları oluşturulmalı. Ancak o zaman şehir bir yerden bir yere gider. Aksi halde harcama kalemleri artar, değerler artmaz.

– Bu sadece şehirlerin pazarlamasını mı öne çıkarıyor? İlçeler ya da daha küçük yerleşim yerleri nasıl pazarlanacak?
Evet her değerli olan yer pazarlanacak. Sadece şehirler şehir pazarlamasını kapsıyor. Bunun dışındaki mahalle, köy, küçük bir bölge veya ilçeler, destinasyon pazarlamasına giriyor. Aslında günümüzün popüler konusu destinasyon pazarlaması. Ülkeyi ya da şehri satmazsınız ama oradaki küçücük değerli bir noktayı pazarlarsınız. İnsanlar orası için akın eder dolayısıyla şehri ve ülkeyi de pazarlamış olursunuz. Bu trendi takip etmek lazım. İlçelerimizin destinasyon pazarlamasına odaklanmaları doğru olur. Bunu yapmak için belediyelerin kendi internet sitelerinin yenilenmesi lazım. Belediye siteleri sadece resmi internet sitesi görünümünden çıkmaları bu değişime destek sağlar. Yani destinasyon siteleri doğru ve sağlıklı bilgi vermeyebilir. Belediyenin destinasyonla ilgili gezi ile ilgili empatik bilgileri veriyor olması o bölgeye güvenli gelişi artırır. Bu sebeple interaktif belediye siteleri yapılması turizmi artıracaktır. Tek yönlü mevcut siteler turistleri çekmez. Sadece belediye ile ilgili resmi işi olanların girdiği bir site olarak kalır. Turizm işinde olmak istiyorsak yeni ziyaretçiler çekmek istiyorsak mevcut görünürlüklerimize yenilikler katmamız lazım.